YAZARLAR

KATEGORİLER

ARŞİVLER

Bültenimize abone olun

25 Ağustos 2021

Kısa olarak öngördüğüm bir zaman dilimi içinde, kısa bir veda ediyorum. Görüşmek üzere dostlar…

bir ağıt bu biliyorsun
gecenin geç saatinde
kalbin en ağırlaştığı vakte denk gelir
sıradan bir kalp ağrısı sanırsın
çarpıntıların gümbürtüsü kulaklarını sağır eder
içini saran alevlerin feryadıdır bu çağrı
seni kendime sakladım

uzak yolları gözlüyorum
sonbaharın o hüzünlü akşamı
hiç bitmeyecekmiş gibi esen deli rüzgarın
seni getireceği ânı bekliyorum
hangi şey seni buralara getirir?
hangi şey seni buralarda tutar?
o sebepleri bulayım, ki gitme kalbimden

bir ağıt bu biliyorsun
sıradan bir kalp ağrısı değil
geçip gidecek bir yangın değil
yüreğe oturmuş bir kor, yer edinmiş
bir yardım çağrısı, biliyorsun.

22 Ağustos 2021

anıların içine sıkışıp kalmış bir zaman dilimi, daha ötesi değil. hisler dile yansır, kalbin söylemek istediği, vuracağı darbeyi, dil tane tane söyler ve döker. kimisine göre geçen şey, kimisine acı vermeye devam eder durur. hayatın kanunu dedikleri şey bu olsa gerek. bu defa kartları masaya diğer oyuncu sermeye başlar ve oyun biter. geri kalan şeyse kahır dolu “karanlık” geceler. 

 

yarın olmasa keşke diye uyusam, olmasa keşke.

kime nasıl anlatabilirim? durmayan bu gözyaşlarını kime nasıl anlatabilirim? söyle bana, iki ateş arasında kaldığında çareyi nerede arayıp bulursun? ölümün konusu açıldığında kızarsın bana, belki bu sayede dünyada alacak nefes azalır derim ben de, göz görmeyince gönül katlanmıyor çünkü. gittiğin yollar asırlar gibi geliyor, sanki hiç dönmeyecek, dönsen bile duramayıp yine yollara düşecekmişsin gibi. ardından bakıp sessizce gidişine ağlamak, bilmiyorsun, çünkü hiç söylemedim, söyleyemedim. hangi şey bir nebze olsun huzur verir? söyle bana seni bu kadar sevdiğime sen bile inanabilir miydin? ben inanıyorum, uzakta olsan da seni sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim. her gün azalarak biteceğim o günü bekleyip duracağım. gittiğinde gelemedim yanına çünkü seni bırakamayacağımdan korktum, gitme ne olur deseydim de gideceğin için bir şey diyemedim, kahrolarak gitmemeni söylesem kalır mıydın? yakana yapışıp, dur ne olur deseydim kalır mıydın? geceleri bana bırakıp gittin.

 

ateşlerin içindeyim, gecesi gündüzüne karışmış duyguların ortasında kavruluyorum, bilmiyorsun ölüyorum.

kırılıyor zincirlerin mührü
açılıyor kapılar kapılar üstüne
bel bağlanmış eller var
kuşlar ne de güzel ötüyor
sığmaz bedene ruha
bir yanda açılırken zincirlerin mührü
diğer yanda kapanır kapılar kapılar üstüne
çitler atlıyor koyunlar
beynimde atlar oynuyor
çizilmemiş resimlerde
atlar oynaşaduruyorlar
gözlerim bu saatte
iyiden iyiye kararıp, kapanıyor
çok geç oluyor
açamayacak kadar geç oluyor zaman
gene kapanıyor zincirlerin mührü
açılıyor ne de güzel
ismini bilmediğim birçok şeyler
açılsın senin güzel yollarına giden yollar
kapansın sana gitmeyen
tüm yolların önünde olan engeller
perdeler dökülsün, senin inci tanen gözlerinin önüne
hiç kapatma bana yollarını
yolların tüm çıkış yolumdur
sen sev beni
yolların uzaklığı kadar

21 Ağustos 2021

     bu kalp ağrısı, uyuyunca geçer mi? hastalığın ilacıdır uyku, deforme olmuş bedenine bir nebze iyi gelir, cesedini onarır. işin fiziksel kısmının toparlanması kolayken, manevi kısmının onarılması için ne gerekir? sen biliyor musun cevabı? midendeki krampların geçmesi için uyumak yeter mi? gözlerinin üzerimde gezişini unutabilmek için kaç fırın ekmek yemem lazım? hangi şey seni bana unutturur? dinlediğim şarkıların anısından dolayı aynı şeyleri bile dinleyemez oldum, bunun ismi o “mezkur” ifade, değil mi? iş işten geçti diyor olabilirsin içinden fakat kalp ağrısının bu kadarı kaldırılabilecek bir yük mü? hangi şey seni bana unutturur diye kaçıncı defa soruyorum kendime bu soruyu fakat cevabını bilmiyorum. konuşma isteğinin yitimi, boğazın düğümlenmesi, ses ve harflerin çıkmaması, iştahın kesilmesi, gözlerin bir yere uzun uzun dikilip kalması, bunlar hangi hastalığın belirtileri sence.

     sen bakma bana, senin ışığının yörüngesindeki mutluluk sana ve çevrene yeter. bense kalp ağrılarımla başbaşa kalayım. belki yaralarım kabuk bağlar veya nasır tutar.  

 

şair de diyor ya;

 

mektubun geldi bugün haziran
kimselere göstermediğin ak saçlarının kıvrımlarından
haberin geldi
haberin geldi iki damla gözyaşın kağıtta
çok bakarsın yağmur yağanda
ıslak ve buğulu camların ardından bilirim
bilirim, acı
nasıl oturur adam yüreğine
ne var yani işte
iyiyim diyorum ya

 

     ama ben gerçekten iyi olamıyorum.

20 Ağustos 2021

     özlem duymak, özlemek, özlemin ifadesini karşılayacak duyguların tamamının kişi bazlı bir son kullanım tarihi bulunur derler; tecrübe bunu gösterirmiş. bir gün bir bilge; “geçmişe dönük hasretin tamamını birlikteliği pekiştirmek, yanında olabilmekten ziyade, geçmişte yaşanmış ve hatırda kalan güzel anların verdiği haz” diye ifade etmişti. ifadenin aslına bakıldığı takdir de; silah ile birilerinin canına kıymak kadar ağır ve galiz bir ifade, altından kalkmanın güçlüğünün kelimelerin ve cümlenin içinde barınıyor. 

     özlem süreğen, devam eden, sevilen ve özlenmeye değer olan kişiye daima ateşi harlı bir şekilde tutulan duygu biçimi, diye ifade edebiliriz. fakat ihtiras hislerinin ağır bastığı duyguların yani özlemin de bir sırasının olduğunu yine tecrübe ile bilip öğrendik. insan duygularının içinde son kullanım tarihi olmayan bir duygunun varlığı biliniyor mu emin değilim. özlemin, ihtirasın en şiddetli duygusu olan özlemin bile, bir son kullanım tarihi bulunur ki, yerine getirilen yeni şeyler, sâbık duyguların vedacısıdır. adına her ne diyorsanız deyin, uğrunda kahrolduğunuz duygularınızın da bir son kullanım tarihi var ve bunu gözlerinizle görene kadar, bu satırların ağır olduğuna hükmedeceksiniz. fakat şahit olduğunuz zaman, gülüp; “ne kadar da absürt hareketlerde bulunmuşum” diye iç geçirip, tozlu raflarda asla açılmamış kitapların anısına dönecek bu “sâbık” anılar. 

     her yeni, bir öncekinin vedacısıdır dedik, şöyle bir dönüp bakıldığı takdir de, bunun doğruluğu kişisel ve çok kısa bir tecrübi bilgi ile sabitlenecektir.

     burada devreye girip, yine içimde barındırdığım duygularımı izhar etmem gerekirse; ben bu şekilde biri olamadım/olmadım. hayatıma girenlere hazine gibi bakıp, onların ihtiyacı olanı neyse vermeye çalışıp, onların ruhumda kök salmaları için, edindiğim en temiz can suyunu verip, besledim. bundan zarar gelmeyeceğini, kalbimin ağrımayacağını umarak, her seferinde aynı yolun yolcusu oldum. ruhumun içine sıkışıp kalan sâbık biri olmadı, hali hazırda yaşayan, kanlı canlı bir şekilde onu ve sevgisini içimde büyüttüğüm insanlar oldu. buna mukabil; özlem sırasının bitmek bilmeyen kuyruğunda en sonda yer almaya ben; ben devam ettim. diyorum ya; ben çıkmaz sokağım, benim yollarımı aydınlatacak bir ışık yok, bir girdap, bir hiçlik, geldiğinde sadece kaybolacağın bir mutsuzluk. 

     sen; yaydığı ışığının yörüngesinde mutluluk olan, elindeki güneşin ışığını söndürünce sıranın sonunu göremezsin, o sıranın adı, özlem sırası ve bu sıranın bana geleceği bir vakit, gelir mi dersin?

19 Ağustos 2021

üzülme. hele hele benim için asla. etrafına yaydığın ışığın öylesine parlıyor ki, bu ışığın yörüngesindeki insan topluluğunda bana yer olmadığını fark ettim bir süre önce. bunun için kimseyi suçlamıyorsam da, yine suçladığım kişi kendimden başkası değil. altını çiziyorum cümlelerimin, bana “küpe” olsun, hayatları şenlenen insanların, daima arkasında bıraktığı yükler vardır, işte ben o yük’üm.

 

ben mi? karanlığımı istiyorum. başka bir şeyi değil, her gün yaptığım gibi, hayatın kendisine tutunabilmek için bulacağım en ufak bir dal parçasını bile dibine kadar kullanıyorum ki; uçurumun kenarı beni ebediyete kadar içine çekemesin, hiç olmazsa aklım başımdayken. 

 

ben hayatın yorgunluğunu yaşayarak değil, ölümü düşünüp temenni ederek üstümden atmaya çalışıyorum. hayatının tüm mottosu ölüm olan biri için gözyaşı neden? hele hele yaşam enerjisi tamamen tükenmiş, geçmişi de tüketmişse …

 

iş bu yazının gerçek/tüzel kişi ve kurumlarca bir ilişiği bulunmamaktadır.

13 Ağustos 2021

     Resmettiğim bir gün var hayalimde, sanki sürekli aynı rüyayı görüyormuşum gibi, aynı şeyi üst üste gördüğüm bir hayali resmedip duruyorum. Duruyorum dediysem de aldanma, yürürken bile hayalimde resmediyorum bu günü. Sanki sürekli benimle birlikte, kimisi bunu her günün gecesinde rüyasında görüyorsa bile, ben görmekle kalmıyor ve inşa ediyorum, sanki bir yap boz gibi, tuğla tuğla diziyorum. 

 

     Nasıl bir gün bu? sıkıldım, anlatacak mısın? der gibi olduğunu hissediyorum. Yavaş yavaş ısınarak hissiyatı pişirmek ve doruk noktasına kadar, bir şeyleri tüketmemek en güzeli.

 

     Soğuk bir gece resmediyorum elbette. Ruhu; karanlığın soğuk gecelerine gömülmüş biri için başka bir çare düşünebiliyor musun? Hayat sen neredeysen oraya çekecek, güneşin batmaya yöneldiği her saniye geçmişten, geriden, arkadan seslenen bir soğuk gecenin varlığı. Ruhun içine gömülmüş, sanki seni sürekli oraya çağıran, aydınlığın ve ışığın içinden geçmek senin için bir ızdırap oluyormuşçasına, güneşin tepende aşk ettiği günleri gerinde bırakabilmek için, tarihin ileri sarma tuşunu arayıp durmuşsun gibi. Tarihin ileri sarma tuşunu arıyor oluşun üzerinden geçen gün ve gecelerin muhasebesiyse bambaşka bir gecenin karanlığı. 

 

     Sence bizim soğuk bir gecenin hayaliyle yanıp tutuşmaya hakkımız yok mu? 

05 Ağustos 2021

ihtiyaç kalmayınca, varlığının da bir anlamı kalmıyor değil mi? sıradanlaşıyor her şey, geriye kalan bir tutam umut oluyor; geride kalan için. alışkanlıkların yer değiştirmesi, peşine yeni alışkanlıkların ve şeylerin yerini alıyor. hayatın kanunu bu öyle değil mi? 

 

şairinde de dediği gibi;

 

Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe

Eski Yazilar »