YAZARLAR

KATEGORİLER

ARŞİVLER

Bültenimize abone olun

02 Aralık 2019

Aslında bu hafta bir zihinsel aktivite yazmak gibi bir fikir vardı aklımda. Hep birlikte biraz kafamızı yoralım, zihnimizi çalıştıralım istemiştim. Ama geçtiğimiz haftasonu yurtdışında, bir tren yolculuğumda karşılaştığım manzara fikrimi değiştirmeme sebep oldu.

Bu manzarayı gözünüzde canlandırabilmeniz için biraz anlatayım. Bir çift. Anne Türk. Baba İngiliz. Çiftle sohbet etme dürtümü bastıramamam sebebiyle öğrendiğime göre 4 yaşındaki erkek çocuklarının ismi Leo. Çok sevimli bir çocuk. Hanımefendi Ankara’lı. Evlenmişler ve şimdi İngiltere’de Windsor’da yaşıyorlar. Anne özellikle Leo ile Türkçe, baba da İngilizce konuşmaya özen gösteriyor. Baba Türkçe de öğrenmiş. Çocukla anadilleriyle konuşuyorlar. Öğrendiğime göre bunu özellikle yapma sebepleri de çocuklarının İngiltere’de büyüyüp yetişmesini, okullara gitmesini istedikleri için iki dili de anadili olarak öğrenmesini istemeleri imiş.

Rabbim bağışlarsa 3 buçuk yaşında bir oğlum var. Eşim’le aynı milletteniz ve ikimiz de onunla kendi dilimizde konuşuyoruz.

Bu somut bilgilerden sonra biraz da ülkemizdeki genç nüfusun, tekil veya çift olarak ‘boğulma’ hislerinin sonucunda soluklarını yurtdışında almalarının getirdiği durumu özetleyeyim. Gördüğüm kadarıyla olduğunca steril, etliye sütlüye dokunmadan, Türkiye’den umarsızca ve rahat bir yaşamları var. Hem ekonomik hem de bireysel hak anlamında tam da arzu ettikleri gibi ‘özgür’ bir hayat yaşıyorlar yurtdışında. Ülkemizde şu sıralar yaşanıldığı, geniş bir çevre tarafından iddia edilen imkansızlıklar ve sıkıntılardan eser yok onların hayatında. Bizim Türkiye’de karşı karşıya olduğumuzu düşündüğümüz ekonomik ve sosyal darboğazlar bazılarımızı ciddi anlamda felakete sürüklemiş durumda. Sadece bu çift değil diğer başka Türk arkadaşlarla yaptığımız sohbetler sonucunda vardığım kanaate göre de onların hiç umurlarında değil Türkiye’deki mevcut durum. Tam tamına bencilce ve bizim Türkiye’de içinde bulunduğumuz duruma önem vermeden yaşamlarını sürdürüyorlar.

Varmak istediğim nokta şu. Umudumuz, ümidimiz el verirse gün gelecek ve felaha kavuşacağız kocaman bir ülkenin milleti olarak. Buna yürekten inanıyorum, inandığınıza da inanıyorum. Günün sonunda şu anlarda gözde olan başka ülkeler gibi gün gelecek çocuklarımızın görebileceği bir gelecekte bu topraklar gönderdiği neslin belki birkaç katı kadar insanın yaşamak ve çalışmak için birinci tercihi olacak. Hem bahsettiğim, trendeki Leo için hem de oğlum ve hepimizin çocukları için. O gün geldiğinde oğlum Kerem, Leo’ya “Hoşgeldin kardeşim.” diyecek mi? “Hoşgeldin ama bizlerin ebeveynleri zor günler yaşarken, sizler refah içinde ‘vurdumduymazlığınızı’ yaşıyordunuz. Neredeydiniz?” diyecek mi?

Bizler çocuklarımızın yerinde olsak ne derdik? Biz de umursamadan refah içinde mi yaşardık? Yoksa “Gel la gel. Anan babanın ne yaptığı umrumda değil. Biz rahata erelim yeter!” mi derdik? Sizce?

Yorum yapılmamış »

No comments yet.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URL

Leave a comment