YAZARLAR

KATEGORİLER

ARŞİVLER

Bültenimize abone olun

20 Ağustos 2021

     özlem duymak, özlemek, özlemin ifadesini karşılayacak duyguların tamamının kişi bazlı bir son kullanım tarihi bulunur derler; tecrübe bunu gösterirmiş. bir gün bir bilge; “geçmişe dönük hasretin tamamını birlikteliği pekiştirmek, yanında olabilmekten ziyade, geçmişte yaşanmış ve hatırda kalan güzel anların verdiği haz” diye ifade etmişti. ifadenin aslına bakıldığı takdir de; silah ile birilerinin canına kıymak kadar ağır ve galiz bir ifade, altından kalkmanın güçlüğünün kelimelerin ve cümlenin içinde barınıyor. 

     özlem süreğen, devam eden, sevilen ve özlenmeye değer olan kişiye daima ateşi harlı bir şekilde tutulan duygu biçimi, diye ifade edebiliriz. fakat ihtiras hislerinin ağır bastığı duyguların yani özlemin de bir sırasının olduğunu yine tecrübe ile bilip öğrendik. insan duygularının içinde son kullanım tarihi olmayan bir duygunun varlığı biliniyor mu emin değilim. özlemin, ihtirasın en şiddetli duygusu olan özlemin bile, bir son kullanım tarihi bulunur ki, yerine getirilen yeni şeyler, sâbık duyguların vedacısıdır. adına her ne diyorsanız deyin, uğrunda kahrolduğunuz duygularınızın da bir son kullanım tarihi var ve bunu gözlerinizle görene kadar, bu satırların ağır olduğuna hükmedeceksiniz. fakat şahit olduğunuz zaman, gülüp; “ne kadar da absürt hareketlerde bulunmuşum” diye iç geçirip, tozlu raflarda asla açılmamış kitapların anısına dönecek bu “sâbık” anılar. 

     her yeni, bir öncekinin vedacısıdır dedik, şöyle bir dönüp bakıldığı takdir de, bunun doğruluğu kişisel ve çok kısa bir tecrübi bilgi ile sabitlenecektir.

     burada devreye girip, yine içimde barındırdığım duygularımı izhar etmem gerekirse; ben bu şekilde biri olamadım/olmadım. hayatıma girenlere hazine gibi bakıp, onların ihtiyacı olanı neyse vermeye çalışıp, onların ruhumda kök salmaları için, edindiğim en temiz can suyunu verip, besledim. bundan zarar gelmeyeceğini, kalbimin ağrımayacağını umarak, her seferinde aynı yolun yolcusu oldum. ruhumun içine sıkışıp kalan sâbık biri olmadı, hali hazırda yaşayan, kanlı canlı bir şekilde onu ve sevgisini içimde büyüttüğüm insanlar oldu. buna mukabil; özlem sırasının bitmek bilmeyen kuyruğunda en sonda yer almaya ben; ben devam ettim. diyorum ya; ben çıkmaz sokağım, benim yollarımı aydınlatacak bir ışık yok, bir girdap, bir hiçlik, geldiğinde sadece kaybolacağın bir mutsuzluk. 

     sen; yaydığı ışığının yörüngesinde mutluluk olan, elindeki güneşin ışığını söndürünce sıranın sonunu göremezsin, o sıranın adı, özlem sırası ve bu sıranın bana geleceği bir vakit, gelir mi dersin?

Yorum yapılmamış »

No comments yet.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URL

Leave a comment