YAZARLAR

KATEGORİLER

ARŞİVLER

Bültenimize abone olun

13 Haziran 2021

     soru basit. bir anda akla düşen tuhaf sorular vardır ya; cevabını bilip bilmemek arasında gidip gelirsin, işte öyle bir soru.

     “satın alabileceğin başka bir hayalin kalmadığında, intihar düşüncesi yeniden hortlar mı?” 

     hiç gitmemiştir dediğini duyar gibiyim. o halde üzülme. sen bunu başaracak bir yüreğe sahip değilsindir. korku dünyası içinde, korkularınla ve tedirginliklerinle yaşamaya, bunların sana verdiği zararlarla yüzleşmeye, her yeniliğe gözlerini devirmeye ve kabullenmeye, onların üstesinden gelmek üzere çalışıp, yenilgiye bir kez daha uğramayla sonuçlanacak.

     bal gibi de biliyorsun, bırak kendini kandırmayı.

03 Haziran 2021

en güzeliyse; renklerin cümbüşüne bedavadan seyirci ol. fena mı? haziran içinde baharın ilkini yaşıyor olsakta, son olanını arıyor ya gönül, kavurucu sıcağın ucundan kıyısından geçip, yeniden hafifçe üşümeye yüz tutmuş bir havanın içinde güne uyanmak hem de zinde, demir gibi.  

 

insanın arayışı bu, elinde imkanı olan şeye de, olmayana da tutkunluğu ve elde etme isteği, arzusu. bununla yanıp tutuşur, hasedi bile bunadır. hasedi bir metaya gibi görünse de; Rabbinin verdiği nimete sürekli bir şekilde yaşama isteği. aç gözlü ve gönüllü insanın buradaki arayışıysa, baharın son hali ve renklerin cümbüşü, güneşin erken batması, karanlığın uzaması ve hayallerinin arkasının kesilmemesi. 

 

havalar ısınırsa hayallerin de ardı kesilecek ve bir nekahet dönemine girip, hayal edebilme zayıflığına düşecek ve bunun elinden alınmasına üzülecek gibisin. son baharın verebileceği şeylerin belki de hiçbir sınırı yoktur, kim bilir. en azından özlemin, sevginin böylesi, öyle değil mi?

02 Haziran 2021

o şehirde çocuklar gibi şendik
ellerimizde top gibi şekerler
kara közde pişmiş kestaneler
ellerimizde oyuncaktan at arabaları
yalın gezdiğimiz o kır bahçeleri
kokusundan bayıldığımız
o sulu nar ağaçları
kendimizi temizlediğimiz
ağaçların yaprakları
sonbaharın sade sessizliğinde
koşuşturduğumuz zamanlar
ne zaman geri gelir kimbilir
o kaybolan koca şehir…

22 Mayıs 2021

benliğimin altında çırpınır
sonra seslerin yoğunlaşmasıyla dışa yansır
kırık hayallerin
birbirleriyle buluşması gibi
havada yoğunlaşırım
tüm benliğim ve ben
I
rüzgarın dansı var penceremde
uğultu deryası penceremde
kalmaz ondan eser penceremde
kaldırımlardan toplar tüm tozlarını
gittiğini ve bir daha geleceğini söylemeden
II
sen kendini sıralamaya koymuşsun
keskin bir döngü içerisinde
gelişinde keskin oluyor, gidişinde
ve can yakıyor, can yakıyorsun
yorgun ölümler alarak
sonsuzluğa gömüyorsun
III
artık seni özlemez oldum
üstüne yazı yazmaz oldum
yorgunluğuma yorgunluk
yoluma ise iki kat barikat koydun
ve bir ben bile seninle baş edemedim…

 

not: yine çok geçmiş günlerden.

09 Mayıs 2021

     bir fotoğrafın, eski bir kitabın altı çizili birkaç satırında bulduğun anılar, sana yıllar sonra bile neleri neleri hatırlatabilir. kötü mü iyi mi buna sen karar vereceksin. bir süre susup hafif bir tebessüm belirirse dudaklarında belli belirsiz, mutlu olduğuna, diğer türlü acılı ifadeler seni bekler silerken fotoğrafı veya o anıyı.

 

     geçmişte yaşayan, geçmişin soğuk zincirlerinden kurtulamamış bünyelerin içinde kayboldukları bir girdap gibi, kendine karşı çekim kuvveti inanılmaz kuvvetli bir şey; geçmiş. bunu bir fotoğraf karesinde yahut bir anılar dizisinde, kitaplığında yıllardır sakladığın o sararmış yapraklı ve küf tutmuş kokusuyla yapraklarını çevirerek okuduğun kitabın içinde arar durur. 

 

     geçmişin acıları, sevinçleri, her türlü şekilde içinde yaşayan bir asalak gibi büyür ve senden beslenir. sağlıklı beslenir, yediğine içtiğine dikkat edersen, sağlığını geri kazanman kısa zamanda gerçekleşir. geçmişin yakanı bırakıp, taşıdığın yüklerinden kurtulup, son sürat nefes almanı sağlamak istiyorsan da, bunun ilacını senin bulman ve tedavi sürecini de ona belirlemen gerekir. yoksa o asalak seni emmeye, kanınla beslenmeye, ücretsiz şekilde hayatını idame ettirmesine devam etmesine olanak sağlayacak olan sensin. 

 

     ver kararını.

03 Mayıs 2021

Her şeyin mübah görüldüğü bir bağdır o. Suçlanmak noktasında ilerleyebileceğin seviyeyi tahayyül edebiliyor musun? Ben onu yaşadım, geçmiş bir zaman kullandım çünkü buna müsaade etmenin zararını en çok ben gördüm. Suçlanmak derken dilimi korkak alıştırdığımı düşünme. Aksine bunun seviyesinin ne olduğunu ben bilirim, yaşadıklarımı ben bilirim. 

 

Bir ilişki düşün; o ilişkiyi açıklayan şey de kan bağı olsun, öyle bir ilişki. Peki bu ilişkideki şerefi, haysiyeti, kişilik ve karakterine kadar suçlanmış bir kişi, hatası her ne olursa olsun, bu ızdıraba ne kadar bir süre daha dayanabilir? Yahut dayanmak zorundadır? 

 

İnsan sürekli suçladığı birini sırf arasındaki kan bağı sebebiyle mi etrafında tutmak ister ve hayatından çıkarmaz? Bu kadar kötü bir bünyenin etrafında olmasına neden katlanmak zorundasınız? Atsan atılmaz, satsan satılmaz değil mi? Artık değil ve olmayacakta. 

29 Nisan 2021

zor olsa da; sevilen özellikleri bulunan şeylerin keşfedilmesiyle metâya olan alışkanlıktır bu. denenmeyen şeylere karşı verilen doğal tepkimeleri saymazsak, vücut sanırım her şeye alışıyor. bu bir günün sabahına uyanıpta gerçekleşebilen  şeyler olduğu gibi günler ve geceler boyu hazırlığı yaptığın halde bir türlü gelmek bilmeyen o “alışmanın” yanından bile geçmez. fakat o hazırlıklar öyle veya böyle meyvesini bir sonraki günün sabahına uyandığında yatağının baş ucunda olacaktır. 

 

yola koyul, hiç olmazsa.

23 Nisan 2021

Kara pençe
böğrüme saplanmış
ben ve ihtilalim
sineme çektiğim

yolun yarısı gidilmiş
aşılmış engeller tek tek
yok olmak adına
birkaç söz
birkaç damla gözyaşı

 

Sevgiye ve Sevgiliye dair…

15 Nisan 2021

Ben başka bir şeye gülüyordum. Senin söylediğin şeyin üzerine gelmesiyle gözlerimdeki tebessümü de yakalamış oldun. Kendi dünyamda kopan bir kahkaha başıma sık sık gelmeye başladı. İnsan kendi kendine gülerken de mutlu olabilir hatta daha da çok olabilir. Hangi hareket, hangi tavır, hangi hal seni güldürmeye sevk etmişse bunu izah etmeye çalışmak tüm büyüsünü bozabilir. Kendi kelimelerinle ruhuna gelen aksi ise daha kolay.

10 Nisan 2021

“kim onlar?” dediğini duyuyorum. hani hayatındaki insanlar tarafından yok sayılmış ve umursanmamış, fikirleri kâle alınmamış kişi var ya? o işte. bunları anlatıyorum diye herhangi bir şeyin altında ezildiğimi, hor görülüp, yapay birtakım duygulara kapıldığımı sanma. nasır tutmuş kabuk parçası darbeyi asla hissetmez, darbe ne kadar sert olursa olsun, kötü görünen nasır parçası o bölgeyi darbeye maruz kalmaktan korur, bu net. 

 

aslında özlemi duyulan şey; bir şey danışılan, soru sorulan biri olmak değil, değer verdiğini ve sevdiğini düşündüğün insanların kayıtsızlığı ve vurdumduymazlığı. silikleştirilmeye çalışılmak, birileri tarafından görmezden gelinmeye çalışılmak ki; burada bahsi geçenler tırnak içinde sevdiğini ve seni sevdiğini düşündüğün kişiler, yahut aranızda kan bağı olup, “sevginin doğal yolla geldiğini düşündüğünüz kişilerin” olması.

 

tüm bunların altında yatan şey bir arayış değil, doğal bir beklenti hepsi bu, insanlığın doğallığı, acizliğin doğallığı. gelmeyişi, bilinmemişliği, özlemi hasreti ise; belli bir zamandan sonra yaşanan bu pratikler artık nasırlaşmış bir et parçası haline gelmenize vesile olur ki, sanırım istenen ve beklenen de budur. sonrasında alınan darbelerin bir anlamı yok, duvara sekip düşen bir pelte gibi olur tüm o darbeler, ne zarar verir ne de leke bırakır, ne de üstünüze yapışır. bu anlamdaki hissizlikte tam olarak o esnada kendini gösterir, uzun zamandır yanınızda olmasına rağmen, nasırlaşmış alanların çokluğu ancak o zaman ortaya çıkar, dank eder ve merhaba der. 

 

merhaba ben geldim.

Eski Yazilar »