YAZARLAR

KATEGORİLER

ARŞİVLER

Bültenimize abone olun

29 Temmuz 2021

 Benim kelime anlamıyla bildiğim bir karşılığı olmayan kavrama tekâbül ediyor, aile. Güzel sıfatlarla izah edilecek “aile” kelimesini ve izah edecek, güzel sıfatların hiçbirinin de ayırdında değilim, değil olduğumu fark ettim, geç olsa da. Bu farkına varışın ortaya çıkmasıyla da her şey bir çorap söküğü gibi dökülüp saçıldı, çil çil dağıldı. Bu sayede “paramparça” olmak ne demek bunu öğrendim. Yalnızlığımı paylaşamadığımda “yalnız kalmanın” ne demek olduğunu öğrendim. Yardım çağrısında “yardımsız” kalmayı öğrendim. Sığınma çağrısında “sırt dönülmeyi” öğrendim. Geç olsa da anladığımda en temel haliyle peşi sıra gelenler ve çorabın söküklerinden dökülenlerden sadece birkaçı. İnsanın düşüşü başladığında bu asla yavaş olmaz, tam anlamıyla, gerçek manasıyla süratle başlar ve süratle devam eder, ta ki çakılış gerçekleşsin. Bu çakılış esnasında hissizleşen vücudun, sağır kulakları paramparça edişi esnasında uğultuyla uyanırsın, şayet o can bedenden çıkmamışsa. Vücudun dışarı attığı her ne varsa, arayıpta bulamadığın gizli saklı kalmış şeyler olarak vücudundan akar gider. 

   İmkansızı ararken bile, çalışıp çabalamak beraberinde bir başarı getirir, düştüğünde çektiğin cefalara karşı tekrar ayağa kalkabilme başarısı gösterirsen, acıyan hangi uzvun olursa olsun, içindeki ülkü ve ideal seni gideceğin yolun sonuna götürecek, o yol hangisiyse. Fakat bu düştüğün her durum için geçerli mi? Bundan emin değilim. Kişisel başarılar duygu dünyasını oldukça okşayan ve insanın içini kıpır kıpır eden şeylerle doldursa da; yaşanmamış, sonrasında bir vesile yaşanmadan başka hayatlar nazarında tecrübe edilmiş versiyonlarıyla hasreti çekilmişse de, bu yoksunluk sonucu vücuda gelen hayal kırıklıkları, geri dönülmez hataları da peşinde getirdiği nokta tam anlamıyla burası. 

     Bunu yaşamış ve görmüş olmaktan dolayı yaşadığım kahrı, başka nasıl izah edebilirim, bilmiyorum.

       Bilmiyorum.

28 Temmuz 2021

bir an…

     yardım istediğin bir an, kısacık. 

     geri çevrilmiş bir el, geri çevrilmiş bir/bin hissiyat.

şöyle bir dönüp geriye baktığında, etrafını sarıp sarmalayan ve kendilerine “yakınlarım” diyebileceklerinden oluşmuş topluluğa seslendiğinde “yardım” çağrısının cevapsız kalması…

     yardım istediğin takdir de; geri çevrilmiş onca zamanı tekrar tekrar yaşayınca, en sıradan günün, en sıradan dakikalarında işlem matematik hesabına döndüğünde; yani aklın kıvrımları içindeki muhasebe işi başladığında, geride elde kalıp üst üste koyabileceğin hiçbir şeyin bulunmaması sebebiyle yaşadığın aydınlanma, seni inanılmaz bir noktaya getirip orada bırakır. denizin orta yerine yüzme bilmeden atılıp, “şaka yaptık” deyip, gülüp eğlenmeye başladıklarında, hayatın gerçekleriyle yüzleşmiş olursun. 

 

sonrası artık senin maharetine kalmış.

10 Temmuz 2021

     Sessiz bir yardım çığlığı demişti, dedim ki; hayır bilakis; ete kemiğe bürünmüş bir çağrıydı benimkisi. Yani ya o sesi duyurmak çok zordu yahut anlaması gerekenlerin meşgûliyeti çoktu. Her neyse artık olan oldu. 

     Dönüp bakınca işin aslının bu olduğu o kadar belli ki; sadece sahnedeki ışıkların gerisinde kalmış ve esrarengiz bir havadaymışsın gibi bir durum değil, çok düz ve anlatılması en kolay haliyle, karanlığın bir çeşidi olan bu grimsi dünyanın içindeki biri, duman isi gibi, bulanık bir havanın içindeki biri.

     İnsan sonrasında istemsizce bu gölgelerin içinde yaşamaya ve silik bir hayalet olmaya alışıyor olacak ki, yaş ilerleyip, muhasebeye oturunca kendinle birlikte, ortaya çıkan gerçeğin bu olduğu, yaşayanların dünyasındaki fiskeden başka bir şey olmadığın gün yüzüne çıkıyor. Hani o var ya o meşhur filmin sahnesi, ölülerin yaşayanların dünyasında sanki rollerin tam tersine döndüğünü düşünmeleri ve gerçeğin er ya da geç bir şekilde ortaya çıktı o an, işte yaşadığım bunun bir benzeri, tek farkı yaşayanların içindeki yaşayanlardan biriyim fakat solmuş ve gölgelerin içinde kalmış şekliyle.

     Abarttığımı düşünüyor olunsa bile, sosyal hayatının tamamında, bir adım geride olmayı ve ışıkların vurmadığı, güneş ışıklarının değmediği yerlerde yürüyen ve yaşayan biri olmanın izahı başka nasıl yapılabilir ki? Bunun en doğal sonucu ise; en net haliyle yalnızlıktır. Bu yalnızlığın da benim bulabildiğim bir çaresinin olmadığının farkındayım. İnsanın önündeki engellerin bazıları aşılamayacak kadar çok olmadığı an, çarenin de beraberinde geldiği an oluyor, çok kısa fakat efektif. 

     Biz bu efektif sonucu şimdilik düşünmüyoruz, sanırım.

08 Temmuz 2021

Kırk yaşınızın üzerindeyseniz ve fazla dikkat isteyen bir iş yapıyorsanız, yanınıza 5-10 yaş arası bir çocuk alın mutlaka. Sizin göremediklerinizi göreceklerdir.

30 Haziran 2021

Mart ayı için söylenir değil mi? Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır diye. Keşke durum böyle olsa, hiç olmazsa yaz mevsimi için de. Her yer cıvıl cıvıl ifadesi kullanırız, her yer yemyeşil, insanlar dışarıda, herkes bir uğraşta, kış gibi insanları eve kapatmaz, ruh halini kötü yansıtmaz, selam vermek zül gelmez, koyunlar meleşir, kuzular hoplar zıplar. Vakıa bunun tam tersini gösteriyor, en azından benim için. Yaz mevsimi yalnızlığın en sık yaşandığı, insanların birbirinden kaçtığı, sohbetin muhabbetin önüne geçebilecek hava şartları, ruh hali, fizyolojik zorluklar gibi tabî nedenlerin önüne geçilemiyor oluşundan sebep, yalnızlığın en dip âlâsı gibi gelir. Herkesin bir inzivası, herkesin bir köşesi, kitabı, telefonu, bilgisayarı, televizyonu ile yalnız bir arkadaşlığın yaşandığı bir mevsim. Hepsi bu. 

 

Kış mevsimi böyle mi? Sokularak ısınmaya çalışan ruhların, sohbetle ısındıkları, çayın kahvenin şıngırtısının iç açtığı, buğulanmış camların, içeride; “sohbet koyu galiba, haydi biz de katılalım” diyerek iç geçirdiğin güzel mekanların içine dalma isteğiyle yanıp tutuşursun. Kış mevsimi daha bir birleştirici, daha bir bütünleyici gibi gelmiştir.

 

Yaz’ı sevemedim, oldum olası sevemedim.

13 Haziran 2021

     soru basit. bir anda akla düşen tuhaf sorular vardır ya; cevabını bilip bilmemek arasında gidip gelirsin, işte öyle bir soru.

     “satın alabileceğin başka bir hayalin kalmadığında, intihar düşüncesi yeniden hortlar mı?” 

     hiç gitmemiştir dediğini duyar gibiyim. o halde üzülme. sen bunu başaracak bir yüreğe sahip değilsindir. korku dünyası içinde, korkularınla ve tedirginliklerinle yaşamaya, bunların sana verdiği zararlarla yüzleşmeye, her yeniliğe gözlerini devirmeye ve kabullenmeye, onların üstesinden gelmek üzere çalışıp, yenilgiye bir kez daha uğramayla sonuçlanacak.

     bal gibi de biliyorsun, bırak kendini kandırmayı.

11 Haziran 2021

Bulunduğun  ortamda ortaya bir fark koyabilmek için birtakım özellikler gerekebilir. Bu sayede indanlara farklı bakış açıları sunulabilir. Üzerinde hiç düşünmedikleri bir konu hakkında harekete geçmeleri sağlanabilir.

Tabi farklı olmak ile farklılaşmak arasında o ince ayrımı gözeterek. Farklı görünmek için kılıktan kılığa girenlerden olmamak lazım.

07 Haziran 2021

Daha önce yazdım mı bilmiyorum ama şu hayatta söyleyebildiğim için şükrettiğim şeylerden biridir anneme söyleyebildiğim şu cümle: “‘ben’ ‘SEN’i üzeceğim, ‘SEN’ de ‘ben’i affedeceksin!” Elhamdülillah.

03 Haziran 2021

en güzeliyse; renklerin cümbüşüne bedavadan seyirci ol. fena mı? haziran içinde baharın ilkini yaşıyor olsakta, son olanını arıyor ya gönül, kavurucu sıcağın ucundan kıyısından geçip, yeniden hafifçe üşümeye yüz tutmuş bir havanın içinde güne uyanmak hem de zinde, demir gibi.  

 

insanın arayışı bu, elinde imkanı olan şeye de, olmayana da tutkunluğu ve elde etme isteği, arzusu. bununla yanıp tutuşur, hasedi bile bunadır. hasedi bir metaya gibi görünse de; Rabbinin verdiği nimete sürekli bir şekilde yaşama isteği. aç gözlü ve gönüllü insanın buradaki arayışıysa, baharın son hali ve renklerin cümbüşü, güneşin erken batması, karanlığın uzaması ve hayallerinin arkasının kesilmemesi. 

 

havalar ısınırsa hayallerin de ardı kesilecek ve bir nekahet dönemine girip, hayal edebilme zayıflığına düşecek ve bunun elinden alınmasına üzülecek gibisin. son baharın verebileceği şeylerin belki de hiçbir sınırı yoktur, kim bilir. en azından özlemin, sevginin böylesi, öyle değil mi?

02 Haziran 2021

o şehirde çocuklar gibi şendik
ellerimizde top gibi şekerler
kara közde pişmiş kestaneler
ellerimizde oyuncaktan at arabaları
yalın gezdiğimiz o kır bahçeleri
kokusundan bayıldığımız
o sulu nar ağaçları
kendimizi temizlediğimiz
ağaçların yaprakları
sonbaharın sade sessizliğinde
koşuşturduğumuz zamanlar
ne zaman geri gelir kimbilir
o kaybolan koca şehir…

Eski Yazilar »